4 Eylül 2008 Perşembe

Enerjide en çekici ülke Türkiye

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, Türkiye'nin enerji yatırımları bakımından çok çekici bir ülke haline geldiğini söyledi.

Bakan Güler, Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenlenen ''3. Avrasya Enerji Forumu''na katılmasının ardından, Kazakistan Enerji ve Mineral Kaynaklar Bakanı Sauat Minbayev ile Kazenerji (Kazakistan Petrol Gaz ve Enerji Sektörü Organizasyonları Derneği) Başkanı Timur Kulibayev ile görüştü.

TÜSİAD Enerji Çalışma Grubu Başkanı Ahmet Cemal Dördüncü;nün başkanlığındaki TÜSİAD heyetinin de yer aldığı basına kapalı yapılan görüşmelerde iki ülke arasındaki enerji yatırımlarının ele alındığı öğrenildi. Bakan Güler, temaslarının ardından, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, 4 gün süren Türkmenistan ve Kazakistan temaslarının oldukça verimli geçtiğini söyledi.

Kazakistan'da gerçekleştirdiği görüşmelerde daha çok petrol ve diğer enerji yatırımları konularının ele alındığını ifade eden Bakan Güler, TPAO'nun bu ülkedeki faaliyetlerini artırmayı amaçladıklarını belirtti. Kazakistan milli petrol şirketi KazMunay Gaz ile TPAO'nun yüzde 49 hisse sahibi olduğu KazTürkMunay şirketinin yeni sahalara açılması için teklif sunduklarını belirten Güler, Kazak yetkililerin bunu değerlendireceklerini söylediklerini kaydetti.

Shell ve Lukoil gibi büyük petrol şirketlerinin temsilcilerinin de katıldığı ''Enerji Forumu''nda, yabancı yatırımcıların Türkiye'ye çok fazla ilgi duyduklarını gözlemlediğini anlatan Bakan Güler, ''Türkiye şu anda enerji yatırımları bakımından çok ilgi çekici bir ülke haline geldi. Burada büyük ölçüde Türkiye konuşuldu. Türkiye'de yapılan yenilenebilir enerji yatırımları ve özelleştirme konularına büyük ilgi duyuyorlar. Bu bizim açımızdan sevindirici'' şeklinde konuştu.

Bakan Güler, bir soru üzerine, Türkmenistan ve Kazakistan ziyaretlerinin Kafkaslar'da son zamanlarda yaşanan gelişmelerle ilgisinin olmadığını, daha önceden planlanan bir ziyaret olduğunu bildirdi. Aralarında Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Genel Müdürü Mehmet Uysal, Botaş Genel Müdürü Saltuk Düzyol ve Türkiye Elektrik Ticaret ve Taahhüt A.Ş (TETAŞ) Genel Müdürü Hacı Duran Gökkaya'nın da bulunduğu Güler başkanlığındaki heyet, daha sonra Kazakistan Enerji ve Mineral Kaynaklar Bakanı Sauat Minbayev'in verdiği iftar yemeğine katıldı.

Bakan Güler ve beraberindeki heyet, yemeğin ardından bu gece özel uçakla Türkiye'ye dönecek.

AA

21 Ağustos 2008 Perşembe

Peugeot, Türkiye için duacı


Peugeot, Türkiye için duacı Peugeot Türkiye Genel Müdürü Jean, Peugeot'un yatırım planına ilişkin, "Umarım Türkiye için olumlu bir karar çıkar. Olumlu karar çıkması için gerçekten her şeyi yapacağız" dedi.

Hülya Çorakçı Ertan'ın haberi

Peugeot Türkiye Genel Müdürü Jean Pierre Vieux, Peugeot'un yatırımı konusunda henüz nihai kararın alınmadığını belirterek, "Ama çok iyimser bakıyorum olaya ve Türkiye'nin bu konuda çok şanslı olduğunu düşünüyorum" dedi.

Türkiye'nin otomotiv sanayinde önemli bir ülke olduğunu, Peugeot grubunun zaten yan sanayi parçalarını Türkiye'den aldığını anımsatan Vieux, "Başka ülkelerde montajını yaptığımız otomobiller için Türkiye'de üretilen parçaları kullanıyoruz. 2007 yılında bu konuda Türkiye'den yaptığımız alımların miktarı 400 milyon avro. Dolayısıyla uzun yıllardır Türkiye'deki yan sanayi ile Peugot grubu arasında önemli temaslar var" şeklinde konuştu.

Türkiye'nin çok önemli bir ülke olduğunu, 600 bin araçlık bir piyasa bulunduğunu ifade eden Vieux, kişi başına düşen araç sayısına bakıldığında Türk piyasasının çok önemli bir potansiyelinin söz konusu olduğunu kaydetti.

Günün birinde Türkiye'de 1 milyondan fazla araç satılacağını düşündüğünü söyleyen Vieux, "Buna inanan bir tek ben değilim, birçok kişi bunu söylüyor. Dolayısıyla Peugeot bu piyasada hem ticari düzeyde, hem de sanayi düzeyinde mutlaka bulunmalıdır" dedi.

Bu nedenle Peugeot'un satışlarını artırmak için önemli çabalar gösterdiğini anlatan Vieux, şöyle devam etti:

"Umarım Türkiye için olumlu bir karar çıkar. Karar olumlu çıkmazsa bile dramatik bir durum oluşmayacak, ama olumlu karar çıkması için gerçekten her şeyi yapacağız. Fransa'ya gittiğimde tabii ki Peugeot içinde profesyonellerle konuşuyorum. Onlara otomobillerden bahsettiğim zaman, üretimden, ithalattan, otomobillerin ne şekilde satıldıklarından, hemen benim gibi ikna oluyorlar. İkna etmek için çok fazla bir şey söylememe gerek yok aslında, profesyonel bu insanlar."

Türkiye'nin bu yatırım konusunda rakibi olan Polonya'da 3 yıl görev yaptığını, bu ülkeyi de iyi tanıdığını belirten Vieux, her ülkenin avantajları ve dezavantajları bulunduğunu anlattı.

-"TÜRKİYE ATLAMA TAHTASI GİBİ"-

Türkiye'nin bir "atlama tahtası" gibi olduğuna işaret eden Vieux, "Türkiye'yi bütün Körfez ülkelerine doğru geçiş gibi görebiliriz. Bu çok önemli bir avantaj. Yedek parçalar konusunda da Türkiye'nin kalitesine güveniyoruz" dedi.

Peugeot Türkiye başkanı olarak Hükümet ile yapılan bütün toplantılara katılmadığını, fakat temasların çok olumlu, içten, sıcak ve profesyonel temaslar olduğunu anlattı.

Vieux, Peugeot'un yatırım konusunda bu yıl sonuna kadar bir karar çıkmasını ümit ettiğini söyledi.

Türkiye'de bir fabrikada kurma kararı çıkması halinde bu fabrikada üretilecek otomobillerin ağırlıklı olarak Avrupa dışı ülkelere ihraç edileceğini bildiren Vieux, Batı Avrupa'daki daralmanın grubun Avrupa'daki fabrikalarını etkileyebileceğini anlattı.

Vieux, aracın maliyetini etkileyen en önemli faktörlerden birinin de taşınması olduğunu anımsatarak, "Satış noktasına yakın bir yerde aracı üretmekte fayda var" dedi.

-"BELİRSİZLİK TÜRK HALKININ MORALİNİ BOZDU"-

Türkiye'deki belirsizlik ortamının Peugeot'a etkilerine ilişkin bir soru üzerine Vieux, Temmuz ortasına kadar yaşanan siyasi ve ekonomik durumun Türk halkının moralini bozduğunu ifade etti.

Otomobil satın almanın çok duygusal bir olay olduğunu, daha teknik bir düzeyde bakıldığında otomobil kredisi almanın Temmuz aylarında daha zor olduğuna işaret eden Vieux, kredi koşullarının zorlaştığını söyledi.

Jean Pierre Vieux, "Türkiye'nin geleceğine çok olumlu bakmasak, ne sanayi yatırımdan, ne olumlu bir gelecekten, ne de satışları geliştirmekten bahsedebiliriz" dedi.

Sokaklarda insanların genelde iyimser olduğunu gördüklerini dile getiren Vieux, her şeyin herkes için pespembe olmadığını, ancak Türkiye'nin zengin sanayi kaynakları olan, genç bir ülke olduğunu, Batı Avrupa'nın yaşlılık krizini yaşayacak bir ülke olmadığını ifade etti.

(aa)

6 Temmuz 2008 Pazar

Petrol fiyatları hangi ülkeye yaradı

Dünya petrol fiyatları rekor kırmaya devam ediyor. Türkiye gibi petrolde dışa bağlı ülkeler ekonomik sıkıntı çekmeye başlarken bu ülkede durum tam tersi.

Venezuela devlet petrol şirketi, petrol fiyatlarının yükselmesine paralel olarak bu yıl ilk çeyrekte karını yüzde 80 artırdı.

Devlet petrol şirketi "Petroleos de Venezuela SA" (PDVSA) yaptığı açıklamada, 31 Martta sona eren ilk çeyrekte karını geçen yıl aynı döneme göre yüzde 80 artırarak 3,5 milyar dolara çıkardığını bildirdi. Geçen yıl aynı dönemde şirketin karı 1,9 milyar dolardı.

Şirketin ihracat gelirlerinin yüzde 53 artarak 30,7 milyar dolara ulaştığı, Venezuela ham petrolünün varilinin ilk çeyrekte geçen yıl aynı döneme göre yüzde 81 artışla ortalama 88 dolar olduğu belirtildi.

PDVSA’nın, 5 milyar dolara ulaşan işletme maliyetleri dahil harcamalarının yüzde 38 yükselişle 24,3 milyar dolara çıktığı, petrol ve doğal gaz araştırmalarına yatırım, üretim ve diğer giderlerinin ilk çeyrekte yüzde 46 artarak 1,7 milyar dolar olduğu kaydedildi.

PDVSA Başkan Yardımcısı Luis Vierma, şirketin günlük üretimini bu yılın sonuna kadar 3,4 milyon varile çıkarmak amacıyla üretimini desteklemek için bu yıl 15 milyar dolar yatırım yapmayı planladığını söyledi.

PDVSA’nın günlük 3,2 milyon varil petrol ürettiğini belirtmesine rağmen, Paris merkezli Uluslararası Enerji Ajansı’na (IEA) göre, bu ülke günlük 2,4 milyon varil petrol üretiyor.

Venezuela devlet petrol şirketinin, ilk çeyrekte sosyal harcamalara 2,7 milyar dolar aktardığı, bu paranın yarıdan fazlasının altyapı ve diğer projeleri finanse eden Kalkınma Bankasına, kalanının ise sağlık sistemi, okuryazarlık ve diğer programlara tahsis edildiği bildirildi.

AA

17 Haziran 2008 Salı

Petrol fiyatları işten çıkarmaları tetikliyor

Uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının yüksek olması hava yolu şirketlerini zor durumda bırakıyor.

Kanada'nın en büyük hava yolu şirketi Air Canada, artan akaryakıt fiyatlarıyla başedebilmek için kapasitesini düşürürken, bu yıl sonuna kadar 2 bin kişinin işine son vereceğini açıkladı.

Şirketin uçuşlarını yüzde 7 azaltacağı ve daha az çalışana ihtiyaç duyulduğu belirtilen açıklamada, petrol fiyatında her bir dolarlık artışın, şirketin yıllık akaryakıt maliyetine yaklaşık 26 milyon dolar eklediği ifade edildi.

Air Canada, Ağustos ayından sonra Toronto'dan İtalya'nın başkenti Roma'ya ve Vancouver'den Japonya'nın Osaka kentine aralıksız seferleri kaldıracağını bildirdi.

Bu arada ABD'li hava yolu şirketi United Airlines, bu yıl akaryakıt harcamaları maliyetinin 9,5 milyar dolara çıkacağını, bunun geçen yıla göre 3,5 milyar dolar artış anlamına geldiğini belirtti.

Virgin America hava yolu şirketi de yüksek petrol fiyatlarıyla başa çıkabilmek için dördüncü çeyrekte uçuş kapasitesini yüzde 10 kısacağını kaydetti.

ABD tipi hafif ham petrolün Temmuz teslimi fiyatı, dün bir ara varili 139,89 dolara ulaşarak, tüm zamanların rekorunu kırmıştı.


AA

12 Haziran 2008 Perşembe

S.Arabistan bile petrol fiyatını yüksek buldu, acil toplantı istedi

Riyad, Dubai, Reuters
13/06/2008

Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan, gereğinden fazla yüksek bulduğu fiyatlar konusunda tüketici ülkeler ile üreticileri acilen toplanmaya çağırdı.

Yüksek fiyatlar için her iki taraf da diğerini suçluyor. Nisan ayında Roma'da yapılan benzer bir toplantıda taraflar, şimdiki seviyenin yaklaşık 20 dolar altında olmasına rağmen, fiyatların yüksek olduğu konusunda görüş birliği sağlayamamışlardı. Kral Abdullah'ın başkanlığındaki Suudi hükümet, yaklaşık bir gün içinde fiyatların 16 dolar sıçrayarak 139 doları görmesinin ardından tarafların bir araya getirilmesini istedi.

Arzın yeterli olduğunu ve fiyat artışlarının bu nedenden kaynaklanmadığını söyleyen petrol ihracatçıları, ekonominin petrol fiyatları yüzünden zarar görmesini de istemiyorlar. İhracatçılar ayrıca, petrol ve diğer emtia fiyatlarını yükselten yatırım fonları akışının da kontrol altına alınmasını talep ediyor. Petrol sektöründen bir kaynak, "Suudi Arabistan Krallığı ciddi bir kaygı içinde ve olabildiğince çok tarafın konuya yaklaşarak spekülasyonu düzen altına alma konusunda ciddi öneriler getirmelerini istiyor." dedi.

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) Genel Sekreteri Abdullah el Bedri, 22 Haziran'da yapılması tasarlanan toplantıya yatırım bankaları Goldman Sachs ve Morgan Stanley'in de davet edileceğini söyledi. Bu bankalar, petrol piyasası temellerinin, fiyatların yükselmesinde çok önemli olduğu görüşünü savunarak, piyasaya artış yönünde mesajlar gönderiyor. Mayıs ayında Suudi Arabistan'ın üretimi artıracağını söylediği gün, Goldman Sachs petrol fiyatı tahminini yükseltmişti. Amerikalı yatırım bankasının bu adımı, Suudilerin piyasaya verdiği işaretin etkisini söndürdü ve petrol fiyatlarının o tarihteki rekor seviyesine fırlamasına sebep oldu.

Cidde'de yapılacak toplantının, yatırım bankalarını söz konusu temellerin artış yönlü olmadığına ikna etmeye yetmeyebileceği yorumları yapılıyor. Uzun vadeli yatırım amaçlayarak petrol piyasasına giren yatırımcılar, uzun yıllar boyunca arzın talebin gerisinde kalacağı beklentisi içinde. Bu yatırımcılar, fiyatların yapay biçimde artmasından kendilerinin sorumlu olduğunu kabul etmiyorlar. Kamuoylarındaki hoşnutsuzluktan çekinen ve protestoları yatıştırmaya çalışan tüketici hükümetler de kendi açılarından görüşlerini değiştirmeye yanaşmıyor. Toplantıya katılacak olan ABD Enerji Bakanı Sam Bodman, petrol fiyatlarındaki yükselme konusunda, dünyanın en büyük tüketicisi olan ABD'nin Suudi Arabistan ile aynı görüşte olmadığını söyledi: "Sorun farklı görüşlerde olmamız... Bu kadar yüksek fiyatlarla karşı karşıya kalmamızın nedeni kesinlikle arz ve taleptir."

100 dolar olmalı, ama 200'e de çıkabilir

Rusya'nın dile getirdiği 250 dolarlık ürküten petrol fiyatı senaryosuna Venezuela'dan destek geldi. Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez, petrolün varilinin 200 doları bulabileceğini söyledi. Önceki akşam televizyonda yaptığı konuşmada, "Petrol fiyatları olması gereken yerde değil, 100 dolar olmalı, ancak bir süre önce söylediğimiz gibi 200 dolara yükselebilir." ifadesini kullandı. Ancak petrolün bu fiyata ne zaman ulaşacağına dair bir şey söylemedi. Chavez, ABD Doları'nın değerinin düşük olması, ABD'nin İran'a yönelik tehditleri ve ABD ekonomisinin kötü yönetimi yüzünden petrol fiyatlarının yükseldiğini dile getirdi. Bu arada Venezuela Petrol Bakanı Rafael Ramirez, Suudi Arabistan'da yapılacak petrol üreticileri ile tüketicilerinin buluşacağı toplantıda, üretim seviyesinin değiştirilmesi anlaşması olmayacağını ifade etti. OPEC'in piyasaları dengede tutmaya çalıştığını belirten Ramirez, "OPEC, üretimini artırmasına gerek olduğunu düşünmüyor. Çünkü fiyatların artmasının üretimle değil, spekülasyon ve ABD Doları'nın değer kaybetmesiyle ilgisi var." dedi. Ekonomi Servisi

5 Haziran 2008 Perşembe

Otomotivde 50 bin istihdam müjdesi

Taşıt Araçları Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Burhanoğlu, kısa vadede 100 bin, uzun vadede 500 bin yeni istihdam yaratma olanağına sahip otomotiv sanayinde, yakın gelecekte 50 bin beyaz yakalıya ihtiyaç duyulacağını bildirdi.

TAYSAD Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Burhanoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, otomotiv sanayinin 2007 yılını 1,1 milyon araç üretip, 19,5 milyar dolar ihracat ile geçmiş yıllarda olduğu gibi lider sektör olarak sonlandırdığını anımsattı.

Otomotiv yan sanayinin ise toplamda 13 milyar dolar iş hacmi, 6,3 milyar dolar doğrudan ihracat gerçekleştirdiğini belirten Burhanoğlu, şunları söyledi:

''Türk Otomotiv Sanayi ürettiğinin yüzde 70'ini Batı Avrupa ülkelerine ihraç etmektedir. 2007 yılında 1,2 milyar dolar yeni yatırım yapılmış ve bir yıl önceye oranla yüzde 8'lik bir üretim artışı sağlanmıştır. İki seçimin olması nedeniyle iç pazar satışlarında yüzde 5'lik bir daralma oldu, ancak ihracattaki artış ile üretim artmaya devam etti. İç pazarda 2006 yılında 670 bin araç satılmıştı, 2007 yılında ancak 640 bin adede ulaşıldı. Bu rakamın yüzde 55'ini ithal araçlar oluşturdu.''

-9 MİLYAR DOLARLIK YATIRIM PLANLANIYOR-

Burhanoğlu, otomotiv sanayinde hızlı bir gelişme yaşayan Türkiye'nin 2013 yılına kadar yılda 2 milyon araç üretip, 40 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirerek ilk 10 ülke arasına girmeyi hedeflediğini belirtti.

Burhanoğlu, şunları söyledi:

''Faaliyette olan firmalarımızın yanı sıra katma değeri yüksek yeni projeleri ve yeni yatırımları ülkemize getirmek kaçınılmazdır. Sanayimizin gelişim sürekliliğini sağlayabilmesi için pazarın büyüme ölçüsünün minimum yüzde 12 seviyesinde devam etmesi gerekmektedir.

Planlanan yatırımlar kapasite artışı için 3,5 milyar dolar, teknoloji yenileme için 2 milyar dolar, yeni model yatırımları için 3,5 milyar dolar olmak üzere toplam 9 milyar dolardır. Bu kapasite 40 milyar dolar ihracat hacmi ve toplam 500 bin nitelikli kişi için iş imkanı demektir.

Kısa vadedeki diğer hedeflerimiz ise dünya araç üretiminde 10'uncu, AB'de 3'üncü olmak ve Ar-Ge konusunda AB'de ilk 5 ülke arasında yer almaktır.''

-8,5 MİLYAR DOLARLIK İHRACAT TAHMİNİ-

Burhanoğlu, otomotiv sanayinin üretim süreci, kalitesi ve rekabetçiliği açısından ihracatçı sektör haline gelmesi ve önümüzdeki 5 yıl içinde üretim kapasitesini iki katına çıkaracak yatırım kararlarının alınması, Türkiye'nin Avrupa, yakın Doğu ve küresel pazar için üretim merkezi olma konumunu güçlendireceğini savundu.

Bu yıl üretimde yüzde 25'lik bir artış beklendiğini, toplam ihracat hacminin 26 milyar doları aşacağının, yan sanayinin ise 8,5 milyar dolar doğrudan ihracat gerçekleştireceğinin tahmin edildiğini ifade eden Burhanoğlu, mayıs sonu itibariyle beş aylık otomotiv ürünü taşıt araçları ile aksam ve parçaların toplam ihracatının yüzde 46 artış ile 10 milyar 962 milyon dolar olarak gerçekleştiğini, otomobil ihracatının ise ilk beş ayda yüzde 36 artış gösterdiğini kaydetti.

-''SANAYİMİZDE ELEMAN EKSİKLİĞİ YAŞANMAKTA''-

Otomotiv sanayinin, yan sanayisi ile birlikte yaklaşık 250 bin kişilik istihdam yarattığını, TAYSAD'ın üyesi bulunan 252 firmanın toplam çalışan sayısının 73 bin kişi olduğunu, kendi tedarikçileri ile yaklaşık 120 bin kişiye istihdam sağladığını vurgulayan Burhanoğlu, şöyle devam etti:

''2013 yılına kadar hedeflenen 2 milyon araç üretimini dikkate alarak, tüm otomotiv sanayimiz orta vadede 100 bin, uzun vadede 500 bin yeni istihdam yaratma olanağına sahiptir. Sanayimizde eleman eksikliği yaşanmakta, beyaz yakalı çalışan bulmakta zorlanmaktayız. Yakın gelecekte sadece 50 bin beyaz yakalıya ihtiyaç duyulacak. Bu nedenle biz 2008 yılı sonuna kadar meslek okulu mezunu 500 genci sanayiye kazandırmayı planlıyoruz. İstihdam ancak reel sektörün gelişmesi ve yatırımlarını sürdürmesi ile mümkün olabilecektir.''

-ARA ELEMAN SORUNUNA ÇÖZÜM ARAYIŞLARI-

TAYSAD'ın sanayideki ara eleman sıkıntısına kısa ve orta vadede çözüm getirme için İŞ-KUR ile proje başlattığını dile getiren Burhanoğlu, şunları kaydetti:

''Pilot olarak sanayimizin yoğun olduğu Gebze bölgesinde İŞ-KUR ile başlattığımız ortak proje sayesinde özellikle meslek liseleri ve dengi okullardan mezun olmuş, ancak işsiz olan gençlerimizi teorik ve pratik eğitim olmak üzere hazırlanacak kurslarla iş garantisi vererek sanayimize kazandıracağız.

Üniversitede okuyan gençlere otomotiv sanayini anlatmak ve ihtiyacımız olan alanlarda onları da bünyemize kazandırmak, üniversite sanayi işbirliklerini arttırmak amacıyla Dokuz Eylül, Sabancı ve Karadeniz Teknik Üniversitesinde çalışmalar gerçekleştirdik. Bu etkinliklerde öğrencilere her yönüyle hem otomotiv sektörünü, hem de bu alanda iş sahibi olabilmeleri için neler yapmaları gerektiğini anlattık.''

Burhanoğlu, 2008-2009 yılı TAYSAD İnsan Kaynakları Çalışmaları kapsamında ayrıca, ara eleman sorununa çözüm için AB fonlarına başvurduklarını, çeşitli meslek liseleri ve üniversitelerle işbirliği yaptıklarını, çeşitli düzeylerde eğitim seminerleri düzenlediklerini, eğitimlerden TAYSAD üyesi 500 kişinin yararlandığını, yıl sonuna kadar sayıyı bin kişiye çıkarmayı hedeflediklerini, çalışmalarının devam edeceğini kaydetti.

Enflasyon bu yaz terletecek gibi

Enflasyon beş ay sonunda yıllık bazda yüzde 10.74’le 13 ay sonra yeniden çift haneye çıktı. Genelde yaz aylarında düşüşe geçen enflasyonun bu kez artışa geçmesi bekleniyor.

Reuters’a konuşan Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, yaz aylarında enflasyonun yükseleceğini ancak yıl sonunda tekrar tek haneye düşürmek için çaba sarf edeceklerini söyledi.

Yılmaz, hükümetin hazırlayacağı orta vadeli program için 2009-2011 yıllarına ait enflasyon rakamlarına ihtiyaç olduğunu ve bu nedenle hedeflerin gözden geçirilmesinin faydalı olacağını düşündüklerini belirtti.

MB Başkanı şunları söyledi: “Revizyon sonra da olabilirdi ve orta vadeli programda Merkez Bankası’nın tahminleri kullanılabilirdi ve 3. çeyreğe doğru Merkez Bankası kesin enflasyon hedeflerini belirtebilirdi ancak bunun iletişim açısından sorun yaratabileceğini düşündük, çünkü kamuoyu iki kez değişiklik görecekti ve tahminle hedef arasında karmaşa yaratılacaktı. Mesajın net ve doğru gitmesi için revizyonu öne çektik” dedi.

Merkez Bankası’nın bundan sonraki kredibilitesinin ne yönde gelişeceğinin ne yapacaklarına bağlı olacağını vurgulayan Yılmaz şöyle konuştu: “Eğer piyasa oyuncularının zihninde Merkez Bankası’nın özelde ve hükümetin de genelde enflasyon mücadelede yeteri kadar sıkı davranmadığı gibi bir imaj olursa bundan hep birlikte zarar görürüz, fakat kesinlikle söylüyorum ki Merkez Bankası enflasyonla mücadelede kesinlikle havlu atmadı ve havlu atmayacak. Enflasyon hedeflerinin revize edilmesi Merkez Bankası’nın gevşek para politikası takip edeceği anlamına gelmiyor.”

PARA POLİTİKASINDA GEREKEN DURUŞU SÜRDÜRECEĞİZ
Merkez Bankası’nın kendisine kanunla verilen görev çerçevesinde enflasyonla mücadeleye devam edeceğini belirten Yılmaz, “Fiyat istikrarı bütün ekonomik aktivitelerin nihai amacı olan büyüme, istihdam ve toplumun refah düzeyinin artırılması için olmazsa olmaz şarttır. Fiyat istikrarı ekonomik büyümenin bir girdisidir ve bunun için elimizden gelen her türlü çabayı göstereceğiz. Bunun için de para politikasının olması gereken duruşunu devam ettireceğiz” dedi.

Fiyat istikrarının sağlandığı bir ortamda olunmadığını söyleyen Yılmaz, “Merkez Bankası enflasyonla mücadelede kararlılığını sürdürüyor ve sürdürecektir bundan geriye dönüş yok. Biz şu anda fiyat istikrarı sağlanmış bir ortamda değiliz, düşen enflasyon ortamındayız. Toplumun önünde iki seçenek var, ya fiyat istikrarını sağlayacak ya da çift haneli enflasyonlarla yaşamaya razı olacak. Merkez Bankası güncellenen hedeflerin enflasyon beklentilerini bozmasını sınırlamak amacıyla söz konusu hedeflerden sapmalara karşı simetrik olmayan bir yaklaşım sergileyecektir. Dolayısıyla bu çerçevede önümüzdeki dönemde enflasyonun hedeflerin altında kalması üzerinde kalmasına tercih edilecek” diye konuştu.

SIK HEDEF DEĞİŞTİRME LÜKSÜ YOK
Merkez bankalarının sık sık enflasyon hedeflerini revize etme lüksleri olmadığını belirten Yılmaz, “Enflasyon hedefi belirlemenin amacı toplumla yapılan kontrattır, biz topluma ‘ben enflasyonu şu seviyede tutacağım ve bunun için de şu politikaları uygulayacağım siz de kararlarınızı buna göre alın’ diyoruz. Bu, sosyal bir kontrattır ve bu yükümlülük çerçevesinde hedeflerin tekrar revize edilmemesi çok önem arz ediyor” dedi.

Merkez Bankası’nın geçmişte enflasyon hedefini değiştirmeme gerekçesini açıklarken, piyasa oyuncuları nezdinde hedef tutmadığı için değişiklik yapıldı imajı yaratmak istememelerine vurgu yaptıklarını hatırlatan Yılmaz şöyle konuştu:

“Geçmişte bize soruldu ve biz eğer enflasyon hedefini değiştirirsek bu, ileride piyasa oyuncularını nezdinde ‘Merkez Bankası sıkıştığında hedefi değiştirdi ve bundan sonra da değiştirebilir gibi çok olumsuz bir imaj oluşturur ve para politikasının geleceğini de ipotek altına alır’ demiştik. Dolayısıyla enflasyon hedefini değiştirmek kolaydır biz zor olanı seçelim, hedefi tutturmaya çalışalım ve bu da özellikle Hazine’nin borçlanma faizlerine olumsuz etki yapmasın dedik. Bunu söylerken de çıkış noktamız şuydu: enflasyonu tehdit eden unsurlara baktığımızda o zaman özellikle işlenmemiş gıda fiyatları ve enerji fiyatları en önemli rolü oynuyordu. O günkü konjonktür ve koşullar altında bizim orta vadeli bakışımız, dünyadaki gelişmeleri takip etmemiz bize şu değerlendirmeyi yaptırdı; bu fiyatlar bir düzeltme yapabilir, yapısal değildir. Ama geçen zaman içinde şunu gördük ki bütün dünyada gıda ve enerji fiyatları artıyor; bu, yapısal bir sorun, tarımda ve enerji fiyatlarında önemli bir kayma var ve bunun uzun süre kalıcı olduğu ortaya çıktı.”

Öte yandan Merkez Bankası Mayıs ayı fiyat gelişmeleri raporunda da “Yılın son çeyreğinden itibaren ise enflasyonun kademeli olarak düşüş eğilimine girmesi beklenmektedir” dedi.

28 Mayıs 2008 Çarşamba

"İstanbul ekonomik canlılığın ta kendisi"

Dünya Ekonomik Forumu, İstanbul için "Ana karalar ve uygarlıkların birleşmesini simgeleyen yer, ekonomik canlılığın ta kendisi" tanımını yaptı.

Dünya Ekonomik Forumu (WEF) Avrupa ve Orta Asya'ya ayrılan toplantısını İstanbul'da 30 Ekim -1 Kasım tarihlerinde düzenleyecek. Davos toplantılarıyla ünlü WEF'in bu yılki etkinliklerinin tanıtıldığı yayında İstanbul toplantısından beklentiler sıralandı. Avrupa ve Orta Asya'ya ilişkin ilk WEF toplantısının İstanbul'da yapılacağı belirtilirken İstanbul için; "Ana karalar ve uygarlıkların birleştiği yer ve ekonomik canlılığın ta kendisi" ifadesi kullanıldı.

Yayında, İstanbul'daki sonbahar toplantılarının; Avrupa, Türkiye, Rusya, Orta Asya ve Orta Doğu'dan birçok katılımcı yanında, iş dünyası liderleri ve hükümet temsilcilerini, bölgenin karşı karşıya olduğu ortak sorunları ve ortak işbirliğinin geleceğine ilişkin yol haritasını keşfetmek üzere bir araya getireceği belirtildi.

Dünya Ekonomik Forumu İstanbul toplantılarının üç hedefi ise şöyle açıklandı:

"-Bölgedeki iş olanak ve fırsatlarını sınamak ve küresel ekonomik yavaşlamanın ardından rekabet stratejilerini tanımlamak;

-Bölgesel jeopolitik ve güvenlik gündemi saptamak;

-Bölge çapında refah, istikrar ve güvenliğin sağlanması için önkoşul olan kültürler ve dinler arası diyalogda ilerleme sağlamak."

17 Mayıs 2008 Cumartesi

Bandırma ve Samsun limanlarına 300 milyon dolarlık teklif


Küresel piyasalarda yaşanan dalgalanma ve siyasi belirsizliğe rağmen yatırımcının Türkiye'ye olan güveni devam ediyor. Telekom'un yüzde 15'lik hissenin halka arzından 1,9 milyar dolarlık gelir elde edilmesinin ardından Bandırma ve Samsun liman özelleştirmeleri de başarıyla tamamlandı.

Bandırma ve Samsun Limanı ihalelerinde teklif edilen toplam bedel 300,7 milyon dolar olarak gerçekleşti. TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'ne ait limanların özelleştirilmesinden elde edilecek gelirlerin bütçeye aktarılarak karayolu ile demiryolu yapımında kullanılması öngörülüyor. 10 yatırımcının yarıştığı ihale sonrası Bandırma Limanı'nın yeni sahibi 175,5 milyon dolarlık bedelle Çelebi Holding oldu. Özelleştirme İdaresi Başkan Yardımcısı Ahmet Aksu'nun komisyon başkanlığında yapılan limanın 36 yıllık işletme hakkı devri ihalesinde en yüksek teklifi Çelebi Ortak Girişim Grubu (OGG) verdi. Karadeniz'in önemli limanlarından biri olan ve bitişiğinde Serbest Ticaret Bölgesi bulunan TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'ne ait Samsun Limanı'nın 36 yıl süreyle işletme hakkı verilmesi için açılan ihaleyi ise 125,2 milyon dolarlık bedelle Ceynak Lojistik kazandı. Toplam 6 yatırımcının katıldığı ve çekişmeli geçen ihale 68 tur sürerken Ceynak Lojistik, Türkerler-Kolin OGG ile yarıştı. Satış süreci, Rekabet Kurulu'nun olur vermesinin ardından Özelleştirme Yüksek Kurulu'nun onayı sonrası tamamlanacak. İhaleden sonra açıklama yapan Ceynak Holding yetkilileri, 50 milyon dolarlık yatırım yapacaklarını kaydetti. Çelebi Holding İş Geliştirme Başkanı Ümit Bozer ise ihale bedelini özkaynak ve proje finansmanı kredisiyle karşılayacaklarını belirterek, ödemeyi peşin yapacaklarını söyledi. Sözleşmenin imzalanmasının ardından limana 5 yılda 20 milyon dolarlık yatırım yapılacak. Çelebi OGG'nin holding şirketlerinden oluştuğunu dile getiren Bozer, liman için halen yabancı bir ortak ile görüşüldüğünü aktardı. Bandırma için Global Liman-Torunlar OGG ile çekişen grup 2006 yılından beri Antalya Deniz Limanı'nın işletmesini yapıyor.

13 Mayıs 2008 Salı

Dünyanın beşinci büyük halka arzı


Özelleştirme İdaresi Başkanı Kilci, Türk Telekom'un halka arzı ile ilgili kesin sonuçları açıkladı. Toplam halka arz büyüklüğünün 1,9 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşti.

Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, Türk Telekom'daki yüzde 15 Hazine hissesinin halka arzında, toplam halka arz büyüklüğünün '1,9 milyar ABD Doları' düzeyinde gerçekleştiğini bildirdi.

Kilci, kesin talep sonuçlarınını değerlendirilmesiyle yurt içi yatırımcılara ayrılan payın yüzde 35'ten yüzde 40'a yükseltildiğini, yurt dışı yatırımcılara ayrılan payın ise yüzde 60'a çekildiğini açıkladı.

Özelleştirme İdaresi Başkanı Kilci, halka arz sonuçlarına ilişkin düzenlenen basın toplantısında, yurt içi yatırımcılardan '4,6 milyar YTL', yurt dışı yatırımcılardan ise '6,3 milyar YTL' talep toplandığını bildirdi.

Kilci, buna göre kesin talep sürecinde; yurt içi yatırımcılardan bu gruba ayrılan hisselerin 4,7 katı, yurt dışı yatırımcılardan ise 4,3 katı talep alındığını belirtti.

Kilci, toplam halka arz büyüklüğünün 1,9 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleştiğini, bunun 1 milyar 150 milyon dolarlık kısmının yurt dışında yerleşik kurumsal yatırımcılara tahsis edildiğini kaydetti.

HİSSE SATIŞ FİYATI 4,60 YTL

Kilci bu arada, 1 YTL nominal değerli hissenin satış fiyat aralığının daha önce “3,90-4,70 YTL” olarak tespit edildiğini anımsatırken, satış fiyatının 4,60 YTL olarak belirlendiği bildirdi.

Özelleştirme İdaresi Başkanı Metin Kilci, Türk Telekom hisselerinin halka arzında, özellikle yabancı yatırımcılar tarafından gösterilen ilginin; tüm global piyasaları etkisi altına alan istikrarsızlık ortamında, Türkiye'ye yönelik bir 'güvenoyu' olarak nitelendirilebileceğini söyledi.

Kilci bu arada, Türk Telekom hisselerinin halka arzında, ''ek satış hakkı''nı kullanmadıklarını bildirdi.

Kilci, Türk Telekom'daki Hazine'ye ait yüzde 15 hissesinin halka arz sonuçlarını, Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Paul Doany, Garanti Yatırım İcra Kurulu Başkanı Metin Ar ve Deutsche Bank Murahhas Üyesi Ersin Akyüz'ün katıldığı bir basın toplantısı ile açıkladı.

Kilci, ek satış hakkına yönelik soru üzerine, bu işlemde ek satış hakkını kullanmadıklarını, bu durumun, tamamen talep karşısında fiyatlandırmayla birlikte yapılan teknik değerlendirmenin sonucu alınan bir karar olduğunu söyledi.

Kararın, bir diğer gerekçesinin ise hissedarlar sözleşmesine göre yüzde 15'in üzerinde kamu hissesinin azalması durumunda, Türk Telekom Yönetim Kurulu'ndaki yönetim hakkının daha da sınırlanmasının söz konusu olabileceğini belirten Kilci, ''Çok az bir hisse daha satarak, bu haklardan vazgeçilmesi söz konusu olabilecekti. Dolayısı ile tercihimizi bu noktada yaptık'' dedi.

Kilci, fiyatla ilgili soru üzerine, bu konuda kendilerinin hisse satıcısı taraf olarak net bir değerlendirme yapmalarının mümkün olmadığını belirtti.

Fiyatla ilgili en sağlıklı değerlendirmenin, sürecin içerisinde yapılabileceğini ifade eden Kilci, ''Çok öncesinde yapılan bir takım spekülasyonları, ben doğrusu çok sağlıklı bulmuyorum. Aldığımız talep düzeyi ve hisse senedinin bundan sonraki borsa performansı gözlemlendiğinde, daha sağlıklı bir değerlendirme yapılabilir diye düşünüyorum'' diye konuştu.

''Hisse satışı konusunda hükümet ile farklı bir görüş mü vardı'' şeklindeki soru üzerine de Kilci, Türk Telekom'un Hazine'ye ait yüzde 15'lik hissesinin özelleştirmesi işleminin, 406 sayılı kanun hükümlerine göre yapıldığını ve işlemlerin Bakanlar Kurulu onayı ile gerçekleştirildiğini hatırlattı.

Kilci, ''Dolayısıyla bizim ayrı bir değer belirlememiz ve bu iki değerin farklı olması gibi bir durum kesinlikle söz konusu değil'' dedi.

-DÜNYADA, EN BÜYÜK BEŞİNCİ HALKA ARZ-

Kilci, Türk Telekom'un halka arz işlemi çerçevesinde, özellikle yabancı yatırımcılar tarafından gösterilen ilgi ve elde edilen başarının, gelişmiş piyasalarda başlayan ve ardından da tüm global piyasaları etkisi altına alan istikrarsızlık ortamında, Türkiye'ye yönelik bir ''güvenoyu'' olarak nitelendirilmesinin yanlış olmayacağını söyledi.

Yatırımcıların; piyasalardaki istikrarsızlıklara karşı, oldukça seçici olmaya başladıkları bir konjonktürde gerçekleştirilen halka arz işleminde, Türk Telekom'un 2005 yılındaki özelleştirme işlemi sonrasında cazip bir yatırım fırsatına dönüştüğünün de ortaya çıktığını ifade eden Kilci, şöyle devam etti:

-HALKA ARZDAN 1,9 MİLYAR DOLAR GELİR

''Bir çok halka arz işleminin iptal edildiği 2008 yılında, dünyada bugüne kadar yapılan en büyük beşinci halka arz olan Türk Telekom hisselerinin halka arzından, yaklaşık 1,9 milyar dolar (2,4 milyar YTL) gelir elde edilecek. Türk Telekom halka arzı, doğru zamanlama, başarılı pazarlama kampanyası, talebi maksimize eden fiyatlama stratejisi ile ülkemizde elde edilen gelir açısından en büyük halka arz olarak tarihe geçecek.''

-KESİN HİSSE FİYATI 4,60 YTL

Kesin hisse fiyatının 4,60 YTL olarak belirlendiğini kaydeden Kilci, bu rakam bazında şirket değerinin 15,5 milyar dolarına, hisse değeri bazında ise 12,7 milyar dolarına tekabül ettiğini söyledi.

Kilci, ön talepte 1,1 milyon lot ve 5,3 milyar YTL tutarında ön talep geldiğini belirtirken, Türkiye dışında, Almanya, ABD, İsveç, Birleşik Arap Emirlikleri, İngiltere ve Suudi Arabistan olmak üzere, 6 farklı ülkede yerinde tanıtım toplantısının gerçekleştirildiğini kaydetti.

Kesin talep döneminde, yurt içi yatırımcılardan 995 milyon lot ve 4,6 milyar YTL, yurt dışı yatırımcılardan ise 1,4 milyar lot ve 6,3 milyar YTL talep gerçekleştiğini belirten Kilci, yurt içi yatırımcılardan bu gruba ayrılan hisselerin 4,7 katı, yurt dışı yatırımcılardan ise bu gruba ayrılan hisselerin 4,3 katı talep geldiğini söyledi.

-YURT DIŞI SATIŞ-

Kilci, toplam halka arz büyüklüğünün 1,9 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiğini ve bunun 1,15 milyar dolarlık kısmını, yurt dışında yerleşik kurumsal yatırımcıların oluşturduğunu bildirdi.

Yurt dışı satışın yüzde 30'unun İngiltere, yüzde 15'inin BAE, yüzde 11'inin ABD, yüzde 10'unun İsviçre, yüzde 9'unun Lübnan, yüzde 6'sının Suudi Arabistan, yüzde 6'sının Singapur ve yüzde 13'ünün ise diğer ülkelere gerçekleştirildiğini belirten Kilci, şöyle devam etti:

''Toplam halka arzın yüzde 40'ının ayrıldığı yurt içi bölümün satışından ise 966 milyon YTL (767 milyon dolar) gelir elde edildi. Bu bölümün dağılımı ise PTT çalışanlarına yüzde 1,75 , Türk Telekom çalışanlarına yüzde 5,6 , küçük tasarruf sahiplerine yüzde 15,1 , alım gücü yüksek bireysel yatırımcılara yüzde 9,7 , kurumsal yatırımcılara yüzde 6,8 oranında gerçekleştirildi.

PTt çalışanları, Türk Telekom çalışanları ve küçük tasarruf sahiplerinin taleplerinin tamamı, kurumsal yatırımcıların yüzde 95'i, alım gücü yüksek yatırımcıların ise yüzde 6 oranında talepleri karşılandı.''

Kilci, halka arzda yurt içi yerleşik yatırımcılardan yaklaşık 95 bin talep geldiğini ve bunların 94 bin adetine dağıtım yapıldığını ifade ederken, ''Bugüne kadar gerçekleştirilen halka arzlar arasında, yurt içine en fazla tahsisat ve satışın yapıldığı işlemlerden biri olacaktır'' dedi.

Kilci ayrıca, halka arz sonuçlarının bu sabah itibariyle SPK ve İMKB'ye bildirildiğini ve 13 Mayısta İMKB Yönetim Kurulu işlem görme onayının alınmasının hedeflendiğini, şirket hisselerinin ise 15 Mayıs 2008 tarihinde ''TTKOM'' sembolü ile İMKB'de işlem görmeye başlamasının planlandığını vurguladı.

TÜRK TELEKOM YÖNETİM KURULU BAŞKANI PAUL DOANY: TELEKOM İÇİN HEP BİRLİKTE ÇABA SARF ETMEMİZ LAZIM

Türk Telekom Yönetim Kurulu Başkanı Paul Doany, ''Dünyadaki en büyük şirketlerden biri olma yolunda, Türk Telekom için hep birlikte çaba sarf etmemiz lazım'' dedi.

Doany, Türk Telekom hisselerinin halka arz sonuçlarına ilişkin düzenlenen basın toplantısında, özelleştirme kanunu çerçevesinde söz konusu hisselerin yüzde 5'e kadarının, Türk Telekom, PTT ve küçük yatırımcılara satılması gerektiğini anımsattı.

Halka arz çerçevesinde 5960 Türk Telekom, 1146 PTT çalışanının talepte bulunduğunu ifade eden Doany, mümkün olan en fazla sayıda Türk Telekom çalışanının hisselere sahip olmasını istediklerini söyledi.

Doany, ''Dünyadaki en büyük şirketlerden biri olma yolunda, Türk Telekom için hep birlikte çaba sarf etmemiz lazım'' dedi.

Bir gazetecinin, Türk Telekomdaki 'kontrol hakkının Kasım 2008'de sona ereceği ve bu süreç içinde Türk Telekom kontrol hakkının devri konusunda çalışma olup olmadığı' şeklindeki sorusu üzerine Doany, böyle bir devrin söz konusu olmadığını söyledi.

Kaç YTL'ye görüntülü konuşacağız?


Cem Yılmaz, "Görebilecek miyim doktor?" diye başlayan son reklam filminde, Türk Telelekom’un yeni hizmetini tanıttı. Peki, "Buna nasıl abone olunacak? Telefon için ayrı bedel ödenecek mi? Kaça görüşülecek?

Erkan Çelebi'nin yazısı


TÜRK Telekom’un bu hafta içinde abone kaydına başlayacağı Videofon uygulamasında, abonelere dağıtılacak olan telefon, sadece görüntü iletişimi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda internette sörfe ve e- posta göndermeye de imkan tanıyor.

Abonelik için Türk Telekom’la 1 yıllık sözleşme, 2 yıllık da kontrat imzalama şartı aranıyor. Bu yapıldığı takdirde, reklamlarda yer alan görüntülü telefon ücretsiz olarak abonelere verilecek.

Cem Yılmaz, "Görebilecek miyim doktor?" diye başlayan son reklam filminde, dikkatleri sadece tüm fertleri şaşı bakan aileye değil, Türk Telelekom’un yeni hizmeti, Videofon’a da çekmeyi başardı. Kim ne derse desin, bir anda zihinlerde görüntülü telefonla ilgili merak uyandırmayı başardı. Daha şimdiden akıllara, "Buna nasıl abone olunacak? Telefon için ayrı bedel ödenecek mi? Kaça görüşülecek? Ne zaman başlayacak? Fişe takınca çalışacak mı? Sesle görüntü arasında faz farkı olacak mı? İnternet’e bağlanılıp, e posta gönderilecek mi?" gibi bir çok soru takılmış durumda.

Telefona para yok

Hürriyet’in Tüketici Köşesi olarak, Türk Telekom’un bu yeni uygulamasıyla ilgili beyinlerde oluşan sorulara yanıt bulmaya çalıştık. Telekom’un internet sitesinde yapılan açıklamalarla yetinmeyip, ayrıntıları öğrenme yoluna gittik. Reklamlarda yer alan görüntülü telefonu, Nortel’in IP Phone 1535 modeli oluşturuyor. Abonelere bedava dağıtılacak olan bu telefon, sadece görüntü iletişimi sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda internette sörfe ve e- posta göndermeye de imkan tanıyor. Uzun süredir üzerinde çalıştığı ’sabit hat üzerinden görüntülü iletişim’ servisiyle ilgili brokratik işlemler dahil tüm prosedürleri tamamlayan Türk Telekom, son olarak, Telekomünikasyon Kurumu’ndan da onay aldı. Bunun sonucunda, mayıs ayının ikinci yarısından itibaren abonelik işlemlerini başlatacak.

29 YTL’ye ayda 50 saat

Bu hizmetten yararlanmak için sadece, Türk Telekom’un ev ve işyerlerindeki sabit telefon hat abonesi olmak yeterli olmuyor. Ayrıca, ADSL abonesi de olmak gerekiyor. Bu servisi kullanmak için arayanların da aynı aboneliğinin bulunması gerekiyor. Abonelik için Türk Telekom’la 1 yıllık sözleşme, 2 yıllık da kontrat imzalama şartı aranacak. Bu yapıldığı taktirde, reklamlarda yer alan görüntülü telefon için aboneden herhangi bir bedel istenmeyecek. Abone de, aylık KDV dahil 29 YTL sabit ücret karşılığında görüntülü telefon görüşmelerini yapabilecek. Ayrıca herhangi bir görüşme bedeli de ödenmeyecek. Bu 29 YTL’lik sabit bedel karşılığında abone, ayda 50 saat görüntülü telefon görüşmesi yapma hakkı elde edecek. Bu sınırlama da, suiistimalleri önlemek amacıyla getirilecek.

İnternet hızı önemli

Tüm bunların sonucunda, aboneler, kendi görüntülerini ve görüştüğü kişiyi aynı anda ekranda görebilecek. Videofon cihazı ile internette dolaşıp, e-posta gönderebilecek. Görüşme esnasında karşı tarafın fotoğrafını çekebilecek. SIM kart okuyucu özelliği ile cep telefonunda kayıtlı ev/iş numaralarını cihaza kopyalayabilecek. İstediği an karşı tarafa görüntünün gitmesini engelleyebilecek. Bu hizmetten yararlanabilmek için internet hızınız en az 1024/256 KBit/s olması gerekiyor. Internetin hızı, ses ve görüntü arasındaki faz farkını belirleyecek. Hız düştüğünde fark artacak, hız arttığında ise aradaki fark kapanacak. Görüntülü telefondan arama yapılırken, alan kodunun başındaki sıfır çevrilmeyecek. Yani İstanbul’un Rumeli Yakası aranılırken,alan kodu 0212 yerine 212 olarak numaranın başına eklenecek. Görüntülü telefon kotalı ADSL aboneleri’nin kotalarını etkileyebilecek. Videofon konuşmaları sırasında, görüntülü haberleşmenin niteliğine göre ortalama 1 dakikalık görüşmede 1.125 Mbyte, bir saatlik görüşmede 67.5 Mbyte eşdeğerinde gelen trafik oluşacak. Bu nedenle, abonelerin görüşmeler sonunda kota aşımlarından etkilenmemeleri için TT Net’ten kalan kotalarını sorgulamaları gerekecek.

Doktorlarda açlık sınırının altındaymış

Gelir vergisi beyannamelerine göre, iş adamları ile doktor, avukat ve mimar gibi serbest erbabı ve rant geliri olanlar, 81 ilde 'yoksulluk', 63 ilde ise 'açlık sınırının' altında bir yaşam sürüyor.

43 ilde beyan edilen gelirler, asgari ücrete de yetişemiyor.


Bu yılın Mart ayında 2007 yılı gelirleri için 1 milyon 628 bin 370 adet beyanname verildi. Bu beyanlar karşılığında 16 milyar 888 milyon 514,8 bin YTL gelir bildiriminde bulunuldu. Söz konusu gelirlere de, 4 milyar 246 milyon 950,5 bin YTL vergi tahakkuk ettirildi.

Türkiye çapındaki gelir vergisi beyannamelerinin yüzde 27,8'i, beyan edilen gelirin de yüzde 37,3'ü İstanbul'da verildi. 452 bin 752 adet gelir vergisi bildiriminde bulunulan İstanbul'da, beyan edilen gelir 6 milyar 300 milyon 632 bin YTL, buna tahakkuk ettirilen vergi ise 1 milyar 784 milyon 300 bin YTL oldu.

Ankara'da toplam beyanname adedi 116 bin 567, beyan edilen gelir 1 milyar 418 milyon 391 bin YTL, İzmir'de ise beyanname adedi 119 bin 887, beyan edilen gelir 1 milyar 191 milyon 818 bin YTL olarak gerçekleşti.

İZMİRLİLER, KOMŞULARINDAN DA AZ KAZANIYOR

İstanbul, vergi rekortmenleri listesindeki ünlü isimlerinin de etkisiyle, kişi başına ayda ortalama 1159,7 YTL'lik gelirle, aylık ortalama kazanç listesinin ilk sırasında yer aldı. İstanbul'daki gelir vergisi mükelleflerinin aylık ortalama vergisi de 328,4 YTL olarak hesaplandı.

İstanbul'u 1017,9 YTL'lik gelir ile Bursa, 1014 YTL'lik gelir ile de Ankara, takip etti.

Eskişehir aylık ortalama 960,8 YTL, Denizli 924,2 YTL, Aydın 914,5 YTL, Balıkesir 870,1 YTL, Zonguldak 865,6 YTL, Manisa 856,2 YTL, Muğla da 843,8 YTL'lik kazanç ile İstanbul, Bursa ve Ankara'nın ardında sıralandı. İzmir, aylık ortalama 828,4 YTL'lik gelir ile kendisine ancak 11'inci sırada yer bulabildi.

Aylık ortalama kazanç tutarları, Samsun'da 686 YTL, Mersin'de 632,9 YTL, Konya'da 623,3 YTL, Gaziantep'te 558,7 YTL, Tunceli'de 542,2 YTL, Şanlıurfa'da 465,3 YTL, Hakkari'de de 300,8 YTL olarak belirlendi.
Aylık ortalama gelir listesinin son 3 sırasında ise 187,3 YTL ile Ağrı, 175,4 YTL ile Mardin ve 63,3 YTL ile Şırnak yeraldı.

ASGARİ ÜCRETLİ KADAR KAZANMAMIŞLAR

Bu arada ortalama beyanlar, 81 ilin tümünde beyannameli gelir vergisi mükelleflerinin yoksulluk sınırının altında bir yaşam sürdürdüğünü ortaya koydu. Hiç bir ildeki ortalama kazanç tutarı, Türk-İş'in Nisan sonunda ilan ettiği 2 bin 336 YTL'lik yoksulluk sınırına ulaşamadı.

Aynı şekilde, 81 ilin 63'ünde beyan edilen kazançlar, 717 YTL'lik açlık sınırının da altında kaldı.
Sadece İstanbul, Ankara, Bursa, Eskişehir, Aydın, Denizli, Zonguldak, Balıkesir, Manisa, İzmir, Kahramanmaraş, Kayseri, Muğla, Adana, Ordu, Kocaeli, Trabzon ve Çanakkale'deki mükellefler, açlık sınırının üstünde gelir bildiriminde bulundu.

43 ilde beyan edilen gelirler, 2007'nin 2. yarısında geçerli olan brüt 585 YTL'lik asgari ücret kadar da olamadı.
Açlık sınırını aşan 18 ilin yanı sıra Afyonkarahisar, Edirne, Hatay, Samsun, Bilecik, Bolu, Antalya, Uşak, Kırklareli, Isparta, Mersin, Bartın, Tekirdağ, Tokat, Konya, Sinop, Sakarya, Karabük, Malatya ve Kütahya'da asgari ücretin üzerinde ortalama beyanda bulunuldu.

Durmuş Yılmaz'dan hükümete uyarı

Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz, Bakanlar Kurulu toplantısında ekonoiyle ilgili 107 sayfalık sunumda bulundu. Durmuş iki konuda hükümetin dikkatini çekti. Durmuş Yılmaz, Bakanlar Kurulu’na yaptığı 107 sayfalık sunumda, küresel finans sisteminde yaşanan dalgalanmanın bir analizini yaparak, bunun Türkiye ekonomisi üzerindeki mevcut ve olası etkilerini değerlendirdi. Son tahminlerin, gelişmekte olan ülkelerin yaşanan finansal dalgalanmadan geçmiş dönemlere kıyasla daha az etkileneceği yönünde olduğunu belirten Yılmaz, gelişmekte olan ülkelerin makro ekonomik istikrar konusunda aldıkları mesafenin bu öngörüyü desteklediğini ifade etti. Yılmaz ayrıca, kurumsal yapının güçlendirilmesine yönelik hayata geçirilen reformların, iyi yönetişim ilkelerinin benimsenmesi ve gelişmekte olan ülkelerin kendi aralarında yaptıkları ticaret hacminin artmasının da diğer önemli etkenler olduğunu belirtti.
Küresel sistemde yaşanan çalkantının basit bir likidite sıkışıklığından ibaret olmadığını ifade eden Yılmaz, etkilerinin daha geniş ve derin olmasının beklendiğini dile getirdi.

-DÖRT TEMEL RİSK-

Yılmaz, küresel sistemde önümüzdeki döneme ilişkin başlıca dört risk bulunduğunu belirterek, bunları şöyle sıraladı:
“-ABD ekonomisinde resesyon ve dünya ekonomisinde öngörülenden daha şiddetli bir yavaşlama,
-Emtia ve konut fiyatlarında yaşanabilecek büyük çaplı dalgalanmalar,
Finansal kuruluşların zayıflamış durumda olan sermaye yapılarının yarattığı kırılganlıklar,
-Fon kaynaklarına erişimin güçleşmesi.”

-KRİZ TÜRKİYE’NİN RİSK PRİMİNİ ARTIRDI-

Durmuş Yılmaz, finansal kuruluşların yüksek oranda zarara uğradıklarının anlaşılması ve ABD ekonomisinde resesyon kaygılarının ortaya çıkmasının risk algılamalarının önemli ölçüde bozulmasına ve Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerin risk primlerinin yükselmesine yol açtığını anlattı. Türkiye ekonomisine ilişkin risk göstergelerinin Ağustos 2007-Şubat 2008 arasın dönemde arttığını belirterek, Mart ayından itibaren de risk priminde göreli bir bozulma meydana geldiğini vurguladı.
2008’in ilk aylarına ait ekonomik verilerin, finansal çalkantıların dış talep üzerinde henüz belirgin bir yavaşlatıcı etki yaratmadığına işaret ettiğini belirten Yılmaz, ilk dört aya ilişkin verilerin ihracatta yüksek oranlı büyüme hızının sürdüğüne işaret ettiğini aktardı.

-BANKALAR DÖVİZ BORÇLANIP YTL KREDİ VERMEYİ AZALTTI-

Yılmaz son dönemde risk algılamalarında yaşanan bozulmayla birlikte Türkiye’de yerleşik bankaların yurt dışında borçlanıp YTL cinsi kredi verme eğiliminde biz azalma olduğunu da söyledi.

-REFORM UYARISI-

Finans piyasalarındaki dalgalanmaların etkilerinin tüm dünya ekonomilerinde hissedildiğini, ancak etkilenme derecesinin ülkeden ülkeye farklılık gösterdiğini belirten Yılmaz, diğer ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de “iyi yönetişim” ilkesine azami özen gösterilmesi ve büyemeye destek olacak reformların kararlılıkla uygulanmasının önemini artırdığını ifade etti.
Yılmaz, “Eekonomik programın kararlı bir şekilde uygulanmaya devam edildiği, sürdürülebilir büyümenin tesisine yönelik politikalardan tavizç verilmediği ölçüde, Türkiye ekonomisi şoklara karşı daha dayanıklı hale gelecek, şokların etkisi daha az hissedilecektir” dedi.

-ENFLASYONUN SORUMLUSU ENERJİ VE GIDA-

Enerji ve gıda fiyatlarındaki artışların oldukça uzun zaman boyunca devam etmesinin enflasyon hedeflemesi rejimine başlanıldığı tarihten bu yana hedeflerin aşılmasına neden olduğunu anlatan Yılmaz, bu durumun enflasyon beklentilerinin “katılaşmasına” yol açtığını vurguladı.
Yılmaz, enerji ve gıda fiyatlarındaki artışların beklenenden daha olumsuz gerçekleşmesi durumunda para politikası duruşunu daha da sıkılaştıracağını, beklenenden olumlu gelmesi durumunda ise yıllık enflasyonun yüzde 4 hedefine daha çabuk ulaşmasının öngörüldüğünü söyledi.

-PARA POLİTİKASI DAHA DA SIKILAŞTIRILABİLİR-

Normal koşullarda, arz şoklarının göreli fiyatları geçici olarak etkilemesi, ancak orta vadeli enflasyon eğilimini değiştirmemesinin beklendiğini ifade eden Yılmaz, şöyle konuştu:
“Ancak, birden fazla arz şokunun aynı anda ortaya çıkması ve oldukça uzun bir süredir devam ediyor olması, gelinen noktada fiyatlama davranışlarına dair riskleri göz ardı edilemeyecek bir noktaya getirmiştir. Önümüzdeki dönemde fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın daha da belirginleşmesi ve enflasyonun beklenenden daha fazla katılık göstermesi durumunda, para politikasının yukarıda sunulan baz senaryoya kıyasla daha uzun bir süre boyunca ve daha sıkı bir duruş izlemesi gerekebilecektir.”

-DOLAYLI VERGİ ARTIŞI DEĞİL HARCAMAYI KISMAK LAZIM-

Durmuş Yılmaz, bütçede sıkılaştırma gereği ortaya çıkması durumunda, bu ihtiyacın dolaylı vergi artışlarıyla değil, öncelikle harcama kısıcı önlemlerle karşılanması gerektiğini ifade etti. Yılmaz, bu yola başvurulmaması durumunda enflasyon ve para politikası görünümünün de değişebileceği uyarısında bulundu.
Enflasyon görünümüne ilişkin diğer bir riskin de küresel ekonomideki yavaşlamanın beklenenden daha sert gerçekleşmesi ve buna bağlı olarak finansal piyasalarda gözlenebilecek dalgalanmalar olduğunu anlatan Yılmaz, küresel ekonomideki belirsizliklere paralel olarak gözlenen döviz kuru gelişmelerinin de enflasyondaki düşüşü sınırlama riski taşıdığını anlattı. Ancak Yılmaz, iç talebin mevcut görünümü göz önüne alındığında döviz kurundan fiyatlara geçişteki ikincil etkilerin bu aşamada sınırlı kalacağı tahminini dile getirdi.

-“GEÇİCİ DALGALANMALARA FAİZLE KARŞILIK VERMEYİZ”
Merkez Bankası’nın, enflasyondaki orta vadeli düşüşü tehdit etmediği sürece piyasalardaki geçici dalgalanmalara politika faizleri aracılığıyla tepki vermeyeceğini bildiren Yılmaz, “Ancak genel fiyatlama davranışlarında bozulma eğilimi belirginleştiği takdirde gerekli parasal sıkılaştırmayı yapmakta tereddüt edilmeyecektir” dedi.

-GECELİK FAİZLER-

13 EYLÜL 2007 tarihli toplantısında faiz indirim süreci başlatan Para Politikası Kurulu’nun, toplam 225 baz puanlık indirimin ardından 19 Mart 2008 tarihli toplantısında faiz indirimlerine ara verdiğini hatırlatan Yılmaz, son dönemde gıda ve enerji fiyatlarındaki artışlar ile küresel ekonomiye ilişkin belirsizliklerin devam etmesinin arz şoklarının ikincil etkilerine ve enflasyon katılığına ilişkin riskleri artırdığını anlattı. Yılmaz, Kurul’un, Nisan ayı toplantısında, aldığı “gerektiği taktirde faiz artırımına gitme” kararının altını çizdi.

1 Mayıs 2008 Perşembe

Para politikasında ince hesap dönemi


Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz Ocak ayındaki ikazlarını 3 ay sonra yıl sonu enflasyon hedefini iki katına çıkarak somutlaştırdı.

Yılmaz, “Enflasyon hedeflerinin sadece para politikasının etkisi dışındaki unsurlara bağlı olarak hedeften çok büyük ve uzun süreli sapmalar görülmesi ve orta vadeli hedeflerin anlamsız kalması durumunda hedefte bir revizyon kaçınılmaz gözüküyor” demişti.

AS Haber Ajansı’nın (asha) derlediği haber analize göre, bütçedeki faiz yükü 2008’de ağırlığını giderek daha da hissettiriyor. Yatırımlara ayrılan ödenek önemli ölçüde kısılmasına ve son dört yılın altına çekilmesine rağmen faiz cephesinde iyimser bir gelişme bulunmuyor. Devlet bu yıl bütçenin yüzde 30’unu faize verecek. Merkez Bankası, faiz harcamalarının yanında enerji ve gıda fiyatlarının etkisiyle enflasyonu revize etmedi ancak yıl sonu itibariyle yüzde 9.3 olarak tahmin etti ve uyarılarda bulundu. Açıklamaya göre, 2008 yılının yüzde 4’lük hedefi 2011 yılına ötelendi. Gelişmeler çerçevesinde Türkiye’nin ihtiyatlı stand-by’ın yanında ihtiyatlı enflasyon ve para politikası görünümüne gireceği gözleniyor.

“Para politikasında ince hesap dönemi”

Analistlere göre, hükümet mali disipline daha fazla önem vermeli ki hiç değilse diğer hedeflerde bir sapma olmasın. Özellikle kamu harcamalarının bütçe hedefleri doğrultusunda önemli bir baskı yaptığı ortada. Faiz dışı fazla bir kere daha ön plana çıktı. Hedeflerin tutturulması ek finansmanı gerektiriyor. Seçimler öncesi zamla ek finansman yoluna gidemeyecek hükümetin kamu harcamalarını incelikle yapması daha mantıklı.

Enflasyonu aşağı çekmek için faiz oranlarını yükseltme şeklinde geleneksel uygulama; borç stokunu tetikleme ile borçlanma mekanizmasını zorlaştırmayı beraberinde getirebiliyor. Diğer taraftan müzminleşen bir büyüme tehlikesi de bir bilgisayar virüsü gibi kapıda bekliyor. Enflasyon sadece faiz çubuğunu kullanarak engellenmiyor. Arz arttırılarak talebin önü kesilebiliyor veya talebe gem vurulabiliyor. MB Başkanı Durmuş Yılmaz’ın ifadesiyle arz ve talep koşulları enflasyondaki düşüşü destekliyor ancak döviz kurlarındaki artışlar enflasyonu körüklüyor.

“FED düşürdü, TCMB yükseltecek”

Türkiye yüksek faiz ve düşük kur sistemiyle portföy yatırımlarını ülkeye çekerek cari açığını finanse ediyor. Türkiye’deki enflasyonu doların seyri belirleyecek. ABD Merkez Bankası’nın (FED) faiz indirimlerini ağırlaştıracağı yolundaki izlenimler dolarda değerlenmeyi ifade ediyor. FED çeyrek puan indirerek faizini yüzde 2’ye çekti. FED’in bu yılın sonuna kadar faizini 1’e kadar indirme yolunda kanaat daha hakim. Bu seyirde doların 1.5’lik parite değerini koruyacağı düşünülürse Türkiye’de yükseltilecek faizlerle doların dengede tutulma şansı bulunuyor.

Türkiye’de faiz artırımları ABD’nin tersine 100 baz puan daha üste koyarak yıl sonuna kadar 1.75 baz puan artırım şeklinde ifade ediliyor. Merkez Bankası’nın dövizde alım ve satım ihaleleri ile altının seyri enflasyona yönelik trendi daha netleştireceğe benziyor.